31 Mayıs 2017 Çarşamba

SORUMSUZ ÇOCUKLAR AŞIRI KORUYUCU ANNELERE KARŞI

Çocuklar doğduktan sonra bebekten hepinizin bildiği gibi kordon bağı kesiliyor ancak bazı annelerde bu bağ kesilmiyor. Akabinde çocuk büyümeye devam ettiği zaman da hala çocuğu kendi uzantısı görmeye devam ediyor. Nasıl mı anlıyoruz bunu? Anneler cümleleri hep çoğul kurmaya başlıyorlar. Mesela bizim çişimiz var, ödevlerimizi bitirdik, babamız şehir dışına gitti. Bağlı olmak ile bağımlı olmayı çoğu zaman karıştırıyoruz. Aslında burada çok önemli bir ironi de var. Her anne çocuğunun bağımsız, kendine güveni olan, özgür bir birey olmasını istiyor. Ama daha söylemlerinde bile onu yalnız bırakmıyor ve ayrılmasına izin vermiyor. Anneler ayrılmayı başaramazken çocuğun gelişmesine ve kendine yetmesine de izin vermiyorlar. Akabinde çocuk neden sorumluluk almıyor diye de etrafa söylenmeye başlıyorlar. Burada belki de sorulması gereken en temel soru şu; sen sorumluluğu bırakıyor musun ki çocuk alabilsin? Çocuğunuzun fiziksel, zihinsel herhangi bir sorunu yok ise onun yerine neden birçok şeyi yapıyorsunuz? Çocuklar kendi başlarına birçok şeyi yapmak için çoktan hazır. Kendi başlarına yemek yemek, kendi kıyafetlerini giyip çıkartmak, dişlerini fırçalamak, çantalarını hazırlamak ve ödevlerini yapmak… bu liste daha da uzayabilir. Ama aileler izin vermiyorlar. Neden? Çünkü ya onların istediği gibi yapamıyor çocuk ya da oldukça yavaş oluyor. Peki bunu öğrenmesi için zamana ve birkaç denemeye ihtiyacı olduğu aklınıza gelmiyor mu?

Çocuk ne kadar bırakırsanız o kadar sorumluluk alabiliyor. Anneler bırakmayınca çocuk sorumsuzluğa doğru itiliyor. Bunun üzerine anneler arkadan toplamaya başlıyor ve maalesef bunu da söylenerek yapıyor. Burada durup sormamız lazım. Sen çocuk yapmayınca onun yapması için zaman veriyor musun yoksa hemen arkasından sen yapıyor musun? Çoğunlukla cevap evet yapıyorum oluyor. Çocuklar da nasılsa annem yapar diye yapmayı bir yerden sonra bırakıyorlar. Okulöncesi dönemde temelleri atılan bu sorumluluk verme olayı ile ilgili anneler çocukları okul çağına gelince şikayet ediyorlar sonrasında şikayetlerin boyutu ergenlik döneminde biraz daha artıyor. Aslında çok temel ve basit bir mantık var bunun içinde; ne kadar bırakırsanız çocuklar o kadar sorumluluk alabiliyor. Örneğin bir yere gittiğinizde gel montunu çıkartayım yerine, oğlum / kızım istersen montunu çıkartabilirsin demekle bile başlayabilirsiniz.
              





Bir yere gittiğinizde o ortama uyum sağlamaya çalışan çocuğa da zaman vermek lazım ama anneler çocuğu kendi uzantısı gibi görmeye devam ederek onun yerine de konuşabiliyorlar. Dışarıdan birisi:
-AAA ne kadar tatlı adın ne senin dediğinde çocuğa; çocuk cevap vermeyebiliyor (vermek zorunda da değil) ama onun yerine anne:
-ADIMIZ MERVE  (sanki ikisinde adı MERVE) diyor hemen, ardından meraklı kişi sorulara devam ediyor öncesinde de bir yorum yaparak;
-Maşallah pek de tatlıymış, kaç yaşındasın sen bakim? Diye soru soruyor.
Çocuk sessizliğini koruyunca anne yine duramıyor.
-3,5 yaşına girdik ablası /teyzesi
Gördüğünüz gibi burada da çocuğun yerine yapma gibi onun yerine cevap verme ve çoğul konuşma var. Sevgili ebeveynler, çocuklar yeni girdikleri ortamda hemen uyum sağlayamayabilir. Onlara biraz zaman tanıyın ve onların seçimlerine saygı duyun. Bunun yaparken de onların yerine yapabilecekleri şeyleri yapmayın, onların yerine konuşmayın. Bunları yapmaya devam etmeye kararlıyım diyorsanız da lütfen büyüdüklerinde benim çocuğum neden bu kadar sorumsuz benim çocuğum hiç özgüvenli değil demeyin! Kapladığınız alandan çıkmazsanız çocuğa ilerleyecek alan kalmayacaktır!

Önce Ben Demeden Önce Anneyim Demek!

Hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz tek şey “KENDİMİZ” olmuştur. Bu yüzden de bebeklikten itibaren en çok “BEN” diyerek hayata devam ederiz. Yemeği önce “BEN” bitireceğim, tenefüse önce “BEN” çıkacağım, o kıyafeti önce “BEN” alacağım… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.


Hayattaki sevgilerimiz bile hep bu “BEN” üzerine kuruludur. Sevgilimizle ilişkimizde acaba önce hangimiz SENİ SEVİYORUM diyecek düşüncesi hakimdir. Önce “BEN” söylememeliyim, önce o söylemeli. Peki neden? Çünkü yaptığımız her hamlede, attığımız her adımda bir karşılık bekliyoruz. Ona, sevdiğimi söyledim arkasından BEN DE cevabını duydum. Ona doğum gününde hediye aldım, benim doğum günümü BEN onunkini unutmadığım için unutmadı. Hayatımızın her alanında sürekli ÖNCE BEN dediğimizi fark edemiyoruz belki de sadece bir alan hariç… Sadece anneler ÖNCE BEN demiyor, sadece onlar “ÖNCE BEN DEMEDEN ÖNCE ANNEYİM” diyebiliyor. Belki de sadece anneler karşılıksız sevmeyi biliyor…


Anne olmak ne demek bir düşünelim mi?
 *Hayatında ilk defa kendinden önce birinin varlığını düşünerek hareket etmek demek.
 *Hamilelik haberini aldığın anda, zararlı olan tüm alışkanlıklardan ve zevklerden sadece O’nun sağlığını düşündüğün için vazgeçebilmek demek.
 *Hayatta ağzıma sürmem dediğin şeyleri O’nun iyiliği için yemek ve içmek demek.
 *Mide bulantılarını, vücuttaki şişlikleri, uykusuzlukları, yorgunluk ve halsizlikleri tolere edebilmek demek.
 *Dünyaya geldiğinde O’nun bütün dünyadaki her şeyden daha önemli olduğunu düşünmek ve aşık olduğunuz adamı bile ikinci sıraya alabilmek demek.
 *Onu görünce kendinin de aslında yeniden doğduğunu hissetmek ve mucizelere inanmak demek.
 *Ağlamaması için dünyadaki en saçma hareketleri, en komik yüz ifadelerini yapmak, kimi zaman karga sesle şarkı söylemek kimi zaman da palyaço olmak demek.
 *Gazı var mı, bugün yeterli beslendi mi, acaba bu gece iyi uyuyabilecek mi, pişik mi oldu yoksa diye bir sürü detay düşünmek demek.
 *Başka birinin kucağındayken yanına yaklaştığınızda kollarını açıp size baktığında tebessüm edip işte benim yavrum diyebilmek demek.
 *Düştüğünde ya da ağladığında neden ondan daha fazla canınızın yandığını anlayamamak demek.
 *Dünyada bundan daha güzel bir koku olamaz diye düşünmek demek.
 *İlk kelimesi, ilk adımı, ilk dişi, ilk hastalığı, ilk arkadaşı, ilk okulu, ilk karnesi ve hayatındaki bütün ilklerde onunla olup gözleriniz her seferinde nemlendiğinde şükretmek demek.
 *Ona her baktığınızda bu bir çılgınlık mı ile aslında ne kadar muhteşem bir şeye sahibim düşüncesi arasında kalıp tebessüm edebilmek demek.
 *ANNE OLMAK; ANNENİZİN DEĞERİNİ ANLAMAK DEMEK!


Belki de manevi bir arınma yaşamak belki de kendimizi bir sanatçı gibi hissetmek daha da güçlenmektir anne olmak. Çünkü doğadaki hiçbir canlı yeni doğmuş bebekler kadar savunmasız değil. Annenin kokusuna, sütüne muhtaç; varlığı annenin varlığına bağlı… 9 ay boyunca canınıza ait bir parça olarak büyüttüğünüz varlık aslında bir sanat eseri. Özgün ve size ait. Bu yüzden de aslında her anne bir sanatçı. Herkes sanatçı olamayacağı gibi herkes de “ANNE” olamaz çünkü ANNE olmak demek çocuk doğurmak demek değildir!
 Can Yücel'e sormuşlar:
 “Babana şiir yazdın da annene niye yazmadın?” diye.


O da cevap vermiş:
 “Ben anneme şiir yazabilecek kadar şair olamadım daha”.
Bu güzel tanımdan sonra ben de “Önce Ben Demeden Önce Anneyim” diyen tüm annelerin ANNELER GÜNÜ’nü kutluyorum. Lütfen annenize sarılın ve gözlerinin içine bakıp SENİ ÇOK SEVİYORUM ve içten bir şekilde TEŞEKKÜR EDERİM deyin. Çünkü bugün rahat uyuyabiliyorsanız; anneniz uykusuz kaldığı için, bugün rahat yemek yiyebiliyorsanız; anneniz aç kaldığı için, bugün sevmeyi ve sevilmeyi biliyorsanız; anneniz sizi sevgiyle büyüttüğü için.

BEKLEMEK VE SABRETMEK

Bu yazımda sizlere; çocuklar ve gençlerin sabırsızlık ve beklemeye toleranslarının olmamasından bahsetmek istiyorum. Aslına beni bu yazıyı yazmaya danışanlarım sevk etti diyebilirim. Çocuklarla çalışan uzmanlar davranışçı tedavi yöntemini kullanıyorlarsa eğer ödüle oldukça sık başvururlar. Son dönemde tedaviye gelen danışanlarda belirlediğimiz hedeflerin sonunda ödül olarak ne istediklerini sorduğumda hep aynı cevabı almaya başladım. “Ama benim her şeyim var!” Bence bu cümleyi duyan anne babaların başlarını ellerinin arasına alıp düşünmesi gerekiyor. Ailelerin düşünmesine yardımcı olmak için birkaç soruyla yardımcı olmak istiyorum sizlere:

 –          Sizler büyürken her şeyiniz var mıydı?
 –          Bir oyuncağın birkaç çeşidine birden mi sahiptiniz?
 –          Arkadaşımda var benimde olsun diye tepindiğinizde aileniz size hemen aynısından alıyor muydu?
 –          Bayramlarda alınan ayakkabıların sizin için değeri neydi?
 –          Bir oyuncağı çok isteyip elde ettiğinizde 2 gün oynayıp sonra bırakıp yenisi alınsın diye ailenize baskı yapıyor muydunuz?
Bu gibi sorular çok daha fazlalaştırılabilir. Düşünmenizi sağlamaya çalıştığım şey aslında çocukların ve gençlerin her şeye çok çabuk sahip olduğu. Belki de bu yüzden her şeyden çok çabuk ve çok kolay sıkılıyorlar. Ellerindeki şeylerin değerini bilmeyi bir türlü öğrenemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki biri biterse, biri kırılırsa, biri bozulursa ya da biri giderse yerine her zaman yenisi var.
 Sabretmek kelimesi çok anlamsız onlar için çünkü gidebilecekleri bir alternatif kişi her zaman var. Kimler mi? Bakıcı, anneanne, babaanne, dede, hala, amca …vb. Bunlar dışında en kötüsü de bir ebeveyni olmazsa diğeri. Çocuklarda ya da gençlerde en sık karşılaşılan cümle nedir? “Almazsan alma ne var ben de gider babama / dedeme söylerim o bana kesin alır.” Çok iyi biliyor çocuklar biri olmazsa daima bir diğer kişi olacak. O rahatlıkla, okulöncesi dönemde ise strateji olarak ağlamayı, ergen ise tehdit, tavır alma ve boykot yollarını kullanabiliyor. Sonuçta ne oluyor? Karşı koymayan ve pes eden yine ebeveynler oluyor.
Peki bu durumda neler yapmak lazım? Aslında çözüm çok basit. Örneğin bir tane Cailloulu bebeği var, anne ben bir tane daha istiyorum dediğinde; hayır senin zaten bir tane var diyebilmek, bazen paranız olsa bile; şuanda paramız yok olduğunda alırız diyebilmek. Tüketim toplumunda yaşayan bireyler olarak belki “hayır”ları daha zor söylüyoruz çocuklarımıza ancak sabretmeyi öğrenebilmeleri için beklemeyi bilmeleri gerekiyor. Eğer çocuklarınıza sabretmeyi öğretemezseniz yetişme döneminde sizin sabretmeniz gereken çok fazla olayla başa çıkmak zorunda kalırsınız.

BARSELONA'DA GEZİLECEK YERLER

Barselona'ya hem kış hem de yaz döneminde gitmiş biri olarak şehre doyamadığımı söyleyebilirim. Ne zaman başka bir fırsat olsa gidilec...