13 Ağustos 2017 Pazar

NEDEN BARSELONA?

Kafanıza koydunuz ve bir yere gezmeye gitmek istiyorsunuz. Belki de balayınız için bir alternatif arıyorsunuz. Aklınıza acaba Barselona olabilir mi şeklinde bir soru geldi. İşte buna cevap vermek istiyorum.

Benim için Barselona demek gülümsemek, nefes almak, düzen ve huzurun bir arada olduğu şehir demek. Her gün her saat mutlu olmak demek. Neden mi böyle söylüyorum birazdan bahsedeceğim size. Ama öncelikle yoğun bir gezi programınız yoksa balayı içinde olabileceğini söyleyebilirim çünkü çok güzel plajları var. Ancak siz de benim gibi yoğun bir gezi programı yapan biri iseniz ya da eşiniz bana benziyorsa işiniz zor:)

Barselona Limanı



Sagra da Familia
     Tibidabo  

                                                                             

La Boqueria Market


La Boqueria Market

Barselona Limanı


The Temple Expiatori del Sagrat Cor
Park Güell


Placa Reial


Barselona'da....

Gülümseyebilirsiniz:)

Güzel yemekler yiyebilirsiniz (özellikle deniz ürünleri oldukça yaygın)

Güzel plajlarında deniz girebilirsiniz

Ara sokaklarına girip yerel dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz

Pek çok müzeyi ziyaret edebilirsiniz

Sangria deneyebilirsiniz ve Tapas yiyebilirsiniz

Flamenko gösterisi izleyebilirsiniz

Dünya'nın en eski lunaparklarından birinde eğlenebilirsiniz

Dünyaca tanınmış Gaudi'nin eserlerini hayranlıkla ziyaret edebilirsiniz

Bisiklet kiralayıp şehrin farklı noktalarını keşfedebilirsiniz

Camp Nou stadını ziyaret edebilirsiniz hatta bir ziyaretinizi maç zamanına denk getirirseniz El Classico'yu (Barcelona-Real Madrid) izleyebilirsiniz:)

Çok eski bir pazarı ziyaret edip tropikal meyvelerle, çikolataları deneyebilirsiniz...



Emin olun muhteşem anılar biriktirip harika fotoğraflarla döneceksiniz...



İyi tatiller dilerim.




31 Mayıs 2017 Çarşamba

SORUMSUZ ÇOCUKLAR AŞIRI KORUYUCU ANNELERE KARŞI

Çocuklar doğduktan sonra bebekten hepinizin bildiği gibi kordon bağı kesiliyor ancak bazı annelerde bu bağ kesilmiyor. Akabinde çocuk büyümeye devam ettiği zaman da hala çocuğu kendi uzantısı görmeye devam ediyor. Nasıl mı anlıyoruz bunu? Anneler cümleleri hep çoğul kurmaya başlıyorlar. Mesela bizim çişimiz var, ödevlerimizi bitirdik, babamız şehir dışına gitti. Bağlı olmak ile bağımlı olmayı çoğu zaman karıştırıyoruz. Aslında burada çok önemli bir ironi de var. Her anne çocuğunun bağımsız, kendine güveni olan, özgür bir birey olmasını istiyor. Ama daha söylemlerinde bile onu yalnız bırakmıyor ve ayrılmasına izin vermiyor. Anneler ayrılmayı başaramazken çocuğun gelişmesine ve kendine yetmesine de izin vermiyorlar. Akabinde çocuk neden sorumluluk almıyor diye de etrafa söylenmeye başlıyorlar. Burada belki de sorulması gereken en temel soru şu; sen sorumluluğu bırakıyor musun ki çocuk alabilsin? Çocuğunuzun fiziksel, zihinsel herhangi bir sorunu yok ise onun yerine neden birçok şeyi yapıyorsunuz? Çocuklar kendi başlarına birçok şeyi yapmak için çoktan hazır. Kendi başlarına yemek yemek, kendi kıyafetlerini giyip çıkartmak, dişlerini fırçalamak, çantalarını hazırlamak ve ödevlerini yapmak… bu liste daha da uzayabilir. Ama aileler izin vermiyorlar. Neden? Çünkü ya onların istediği gibi yapamıyor çocuk ya da oldukça yavaş oluyor. Peki bunu öğrenmesi için zamana ve birkaç denemeye ihtiyacı olduğu aklınıza gelmiyor mu?

Çocuk ne kadar bırakırsanız o kadar sorumluluk alabiliyor. Anneler bırakmayınca çocuk sorumsuzluğa doğru itiliyor. Bunun üzerine anneler arkadan toplamaya başlıyor ve maalesef bunu da söylenerek yapıyor. Burada durup sormamız lazım. Sen çocuk yapmayınca onun yapması için zaman veriyor musun yoksa hemen arkasından sen yapıyor musun? Çoğunlukla cevap evet yapıyorum oluyor. Çocuklar da nasılsa annem yapar diye yapmayı bir yerden sonra bırakıyorlar. Okulöncesi dönemde temelleri atılan bu sorumluluk verme olayı ile ilgili anneler çocukları okul çağına gelince şikayet ediyorlar sonrasında şikayetlerin boyutu ergenlik döneminde biraz daha artıyor. Aslında çok temel ve basit bir mantık var bunun içinde; ne kadar bırakırsanız çocuklar o kadar sorumluluk alabiliyor. Örneğin bir yere gittiğinizde gel montunu çıkartayım yerine, oğlum / kızım istersen montunu çıkartabilirsin demekle bile başlayabilirsiniz.
              





Bir yere gittiğinizde o ortama uyum sağlamaya çalışan çocuğa da zaman vermek lazım ama anneler çocuğu kendi uzantısı gibi görmeye devam ederek onun yerine de konuşabiliyorlar. Dışarıdan birisi:
-AAA ne kadar tatlı adın ne senin dediğinde çocuğa; çocuk cevap vermeyebiliyor (vermek zorunda da değil) ama onun yerine anne:
-ADIMIZ MERVE  (sanki ikisinde adı MERVE) diyor hemen, ardından meraklı kişi sorulara devam ediyor öncesinde de bir yorum yaparak;
-Maşallah pek de tatlıymış, kaç yaşındasın sen bakim? Diye soru soruyor.
Çocuk sessizliğini koruyunca anne yine duramıyor.
-3,5 yaşına girdik ablası /teyzesi
Gördüğünüz gibi burada da çocuğun yerine yapma gibi onun yerine cevap verme ve çoğul konuşma var. Sevgili ebeveynler, çocuklar yeni girdikleri ortamda hemen uyum sağlayamayabilir. Onlara biraz zaman tanıyın ve onların seçimlerine saygı duyun. Bunun yaparken de onların yerine yapabilecekleri şeyleri yapmayın, onların yerine konuşmayın. Bunları yapmaya devam etmeye kararlıyım diyorsanız da lütfen büyüdüklerinde benim çocuğum neden bu kadar sorumsuz benim çocuğum hiç özgüvenli değil demeyin! Kapladığınız alandan çıkmazsanız çocuğa ilerleyecek alan kalmayacaktır!

Önce Ben Demeden Önce Anneyim Demek!

Hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz tek şey “KENDİMİZ” olmuştur. Bu yüzden de bebeklikten itibaren en çok “BEN” diyerek hayata devam ederiz. Yemeği önce “BEN” bitireceğim, tenefüse önce “BEN” çıkacağım, o kıyafeti önce “BEN” alacağım… Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.


Hayattaki sevgilerimiz bile hep bu “BEN” üzerine kuruludur. Sevgilimizle ilişkimizde acaba önce hangimiz SENİ SEVİYORUM diyecek düşüncesi hakimdir. Önce “BEN” söylememeliyim, önce o söylemeli. Peki neden? Çünkü yaptığımız her hamlede, attığımız her adımda bir karşılık bekliyoruz. Ona, sevdiğimi söyledim arkasından BEN DE cevabını duydum. Ona doğum gününde hediye aldım, benim doğum günümü BEN onunkini unutmadığım için unutmadı. Hayatımızın her alanında sürekli ÖNCE BEN dediğimizi fark edemiyoruz belki de sadece bir alan hariç… Sadece anneler ÖNCE BEN demiyor, sadece onlar “ÖNCE BEN DEMEDEN ÖNCE ANNEYİM” diyebiliyor. Belki de sadece anneler karşılıksız sevmeyi biliyor…


Anne olmak ne demek bir düşünelim mi?
 *Hayatında ilk defa kendinden önce birinin varlığını düşünerek hareket etmek demek.
 *Hamilelik haberini aldığın anda, zararlı olan tüm alışkanlıklardan ve zevklerden sadece O’nun sağlığını düşündüğün için vazgeçebilmek demek.
 *Hayatta ağzıma sürmem dediğin şeyleri O’nun iyiliği için yemek ve içmek demek.
 *Mide bulantılarını, vücuttaki şişlikleri, uykusuzlukları, yorgunluk ve halsizlikleri tolere edebilmek demek.
 *Dünyaya geldiğinde O’nun bütün dünyadaki her şeyden daha önemli olduğunu düşünmek ve aşık olduğunuz adamı bile ikinci sıraya alabilmek demek.
 *Onu görünce kendinin de aslında yeniden doğduğunu hissetmek ve mucizelere inanmak demek.
 *Ağlamaması için dünyadaki en saçma hareketleri, en komik yüz ifadelerini yapmak, kimi zaman karga sesle şarkı söylemek kimi zaman da palyaço olmak demek.
 *Gazı var mı, bugün yeterli beslendi mi, acaba bu gece iyi uyuyabilecek mi, pişik mi oldu yoksa diye bir sürü detay düşünmek demek.
 *Başka birinin kucağındayken yanına yaklaştığınızda kollarını açıp size baktığında tebessüm edip işte benim yavrum diyebilmek demek.
 *Düştüğünde ya da ağladığında neden ondan daha fazla canınızın yandığını anlayamamak demek.
 *Dünyada bundan daha güzel bir koku olamaz diye düşünmek demek.
 *İlk kelimesi, ilk adımı, ilk dişi, ilk hastalığı, ilk arkadaşı, ilk okulu, ilk karnesi ve hayatındaki bütün ilklerde onunla olup gözleriniz her seferinde nemlendiğinde şükretmek demek.
 *Ona her baktığınızda bu bir çılgınlık mı ile aslında ne kadar muhteşem bir şeye sahibim düşüncesi arasında kalıp tebessüm edebilmek demek.
 *ANNE OLMAK; ANNENİZİN DEĞERİNİ ANLAMAK DEMEK!


Belki de manevi bir arınma yaşamak belki de kendimizi bir sanatçı gibi hissetmek daha da güçlenmektir anne olmak. Çünkü doğadaki hiçbir canlı yeni doğmuş bebekler kadar savunmasız değil. Annenin kokusuna, sütüne muhtaç; varlığı annenin varlığına bağlı… 9 ay boyunca canınıza ait bir parça olarak büyüttüğünüz varlık aslında bir sanat eseri. Özgün ve size ait. Bu yüzden de aslında her anne bir sanatçı. Herkes sanatçı olamayacağı gibi herkes de “ANNE” olamaz çünkü ANNE olmak demek çocuk doğurmak demek değildir!
 Can Yücel'e sormuşlar:
 “Babana şiir yazdın da annene niye yazmadın?” diye.


O da cevap vermiş:
 “Ben anneme şiir yazabilecek kadar şair olamadım daha”.
Bu güzel tanımdan sonra ben de “Önce Ben Demeden Önce Anneyim” diyen tüm annelerin ANNELER GÜNÜ’nü kutluyorum. Lütfen annenize sarılın ve gözlerinin içine bakıp SENİ ÇOK SEVİYORUM ve içten bir şekilde TEŞEKKÜR EDERİM deyin. Çünkü bugün rahat uyuyabiliyorsanız; anneniz uykusuz kaldığı için, bugün rahat yemek yiyebiliyorsanız; anneniz aç kaldığı için, bugün sevmeyi ve sevilmeyi biliyorsanız; anneniz sizi sevgiyle büyüttüğü için.

BEKLEMEK VE SABRETMEK

Bu yazımda sizlere; çocuklar ve gençlerin sabırsızlık ve beklemeye toleranslarının olmamasından bahsetmek istiyorum. Aslına beni bu yazıyı yazmaya danışanlarım sevk etti diyebilirim. Çocuklarla çalışan uzmanlar davranışçı tedavi yöntemini kullanıyorlarsa eğer ödüle oldukça sık başvururlar. Son dönemde tedaviye gelen danışanlarda belirlediğimiz hedeflerin sonunda ödül olarak ne istediklerini sorduğumda hep aynı cevabı almaya başladım. “Ama benim her şeyim var!” Bence bu cümleyi duyan anne babaların başlarını ellerinin arasına alıp düşünmesi gerekiyor. Ailelerin düşünmesine yardımcı olmak için birkaç soruyla yardımcı olmak istiyorum sizlere:

 –          Sizler büyürken her şeyiniz var mıydı?
 –          Bir oyuncağın birkaç çeşidine birden mi sahiptiniz?
 –          Arkadaşımda var benimde olsun diye tepindiğinizde aileniz size hemen aynısından alıyor muydu?
 –          Bayramlarda alınan ayakkabıların sizin için değeri neydi?
 –          Bir oyuncağı çok isteyip elde ettiğinizde 2 gün oynayıp sonra bırakıp yenisi alınsın diye ailenize baskı yapıyor muydunuz?
Bu gibi sorular çok daha fazlalaştırılabilir. Düşünmenizi sağlamaya çalıştığım şey aslında çocukların ve gençlerin her şeye çok çabuk sahip olduğu. Belki de bu yüzden her şeyden çok çabuk ve çok kolay sıkılıyorlar. Ellerindeki şeylerin değerini bilmeyi bir türlü öğrenemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki biri biterse, biri kırılırsa, biri bozulursa ya da biri giderse yerine her zaman yenisi var.
 Sabretmek kelimesi çok anlamsız onlar için çünkü gidebilecekleri bir alternatif kişi her zaman var. Kimler mi? Bakıcı, anneanne, babaanne, dede, hala, amca …vb. Bunlar dışında en kötüsü de bir ebeveyni olmazsa diğeri. Çocuklarda ya da gençlerde en sık karşılaşılan cümle nedir? “Almazsan alma ne var ben de gider babama / dedeme söylerim o bana kesin alır.” Çok iyi biliyor çocuklar biri olmazsa daima bir diğer kişi olacak. O rahatlıkla, okulöncesi dönemde ise strateji olarak ağlamayı, ergen ise tehdit, tavır alma ve boykot yollarını kullanabiliyor. Sonuçta ne oluyor? Karşı koymayan ve pes eden yine ebeveynler oluyor.
Peki bu durumda neler yapmak lazım? Aslında çözüm çok basit. Örneğin bir tane Cailloulu bebeği var, anne ben bir tane daha istiyorum dediğinde; hayır senin zaten bir tane var diyebilmek, bazen paranız olsa bile; şuanda paramız yok olduğunda alırız diyebilmek. Tüketim toplumunda yaşayan bireyler olarak belki “hayır”ları daha zor söylüyoruz çocuklarımıza ancak sabretmeyi öğrenebilmeleri için beklemeyi bilmeleri gerekiyor. Eğer çocuklarınıza sabretmeyi öğretemezseniz yetişme döneminde sizin sabretmeniz gereken çok fazla olayla başa çıkmak zorunda kalırsınız.

28 Nisan 2017 Cuma

Konya'da Ne Yenir Ne İçilir?

Sevgili Gezgin,

Öncelikle Konya'ya gitmeden bir diyete girmekte fayda var. Çünkü Konya yemekleri çok lezzetlidir. Yöresel yemeklerin içinde; bamya çorbası, yoğurt çorbası, sarma, etli ekmek, Mevlana Pide, Tirit, Bıçak Arası ve özellikle de tatlı olarak Hoşmerim revaçtadır.

Peki bunları yemek için nereleri tercih etmekte fayda var. Ben genelde turistlerin gittiği yerlerden ziyade halkın gittiği / esnafın uğradığı mekanları tercih ediyorum. 

1.Eğer Etli ekmek yemek istiyorsanız BOLU LOKANTASI'nı öneririm. Küçük bir esnaf lokantası genellikle öğle saatlerinde yer bulmak oldukça zor. Masa kalkınca hemen yerinizi alıyorsunuz. İçeride size sadece pide ikram ediyorlar, etli ekmek ya da karışık pide denilen MEVLANA'yı yemenizi öneririm. Ben et sevmiyorum diyorsanız da peynirli pide yapıyorlar ki; peyniri özel bir peynirdir. Pidelerin yağı biraz fazla gelebilir ama lezzeti düşününce idare edebilirsiniz:) Yemeğin yanında bir de ev yapımı ayranı içmenizi öneririm. Önemli bir nokta burası esnaf lokantası olduğu için kredi kartı geçmiyor bilginiz olsun. Bir de eğer araba ile gidecekseniz park yeri bulmak zor; o yüzden türbeye yakın park edip yürüyebilirsiniz.

  

2. Konya'nın bir diğer meşhur yemeği TİRİT'tir. Peki bu nedir derseniz okuyabilirsiniz: http://www.yoreselyemekler.org/tirit-konyada-yenir/ Farklı yörelerde de bu isimde yemek duyabilirsiniz ancak Konya'daki biraz farklıdır. Merkezde kime sorarsanız sorun bu yemeği yemek için size tek isim önerirler; o da TİRİTÇİ MİTHAT. Burası da çok küçük bir esnaf lokantası ve BOLU LOKANTASI'na çok yakın. Yürüyerek gidebilirsiniz ve arabaya ihtiyacınız yok. Ancak önemli bir nokta; burada akşama et kalmaz. Örneğin biz akşamüstü saat 17.00 civarı gittik ve et bitmişti. O yüzden size önerim; Tirit yeme işini öğlen öğününe saklamanız.

                                    


3. Sizlere bir de yeni açılan bir yerden bahsetmek istiyorum. İsmi KONYA MUTFAĞI. Burası Konya Büyükşehir Belediyesi'ne ait. Oldukça nezih bir yer. İç tasarımı, yemeklerin lezzeti, garsonların nezaketi. Burada ne yiyebilirsiniz, Konya'ya özel her şey var. Ancak ben özellikle Etli Ekmek, ayran ve ardından da Hoşmerim tatlısı ile kapanış yapmanızı öneririm. Burada pek çok fotoğraf çektik, detaylı inceleyebilirsiniz.






Etli Ekmek
Hoşmerim


4. Bir de Konya'da yerel halkın pek önermediği ama turistlerin akın akın gittiği bir yerden bahsetmek istiyorum. Pek çok yerde de şubesini bulmak mümkün. İsmi CEMO. Lezzeti güzel, ailecek gidilebilecek nezihlikte ancak benim için BOLU LOKANTASI lezzetinde değil. Eğer Konya gezinize MERAM BAĞLARI'nı da ekleyecekseniz, oralarda daha iyi etli ekmek yiyecek yer bence yok. O yüzden orada CEMO'ya uğrayabilirsiniz.

5. Mevlana Türbesi çevresinde bir de GÜLBAHÇESİ KONYA MUTFAĞI var. Oranın hem yemekleri denenebilir hem de türbe manzaralı yemek yeme şansınız olur. Özellikle öğlen saatlerinde türbe ziyareti yapıp yemeğe gidenlerden dolayı oldukça kalabalık oluyor.

6. Yine türbeye çok yakın lezzeti konusunda bence GÜLBAHÇE KONYA MUTFAĞI'na yakın özellikle akşam türbe manzarası muhteşem ve garsonları çok keyifli bir de MEVLEVİ SOFRASI'nı öneririm. Buranın iç tasarımı oldukça güzel ve burad muhakkak Hoşmerim yemenizi öneririm. Birde yemek öncesi yeriniz varsa BAMYA ÇORBASI içmeyi ihmal etmeyin:)

7. Konya'da yemek dışında şekerleme kültürü de oldukça yaygındır. Türbe çevresinde pek çok dükkanda biz imalatçıyız yazısını görebilirsiniz. MEVLANA ŞEKERİ, NANELİ LOKUM, KONYA SARMASI ve bir sürü tatlı çeşidi sizi karşılar. Hem tadabilir hem de hediye olarak götürebilirsiniz. Eğer keskin nane seviyorsanız ben bu kadar güzel naneli lokum hiçbir yerde yemedim. MEVLANA ŞEKERİ'ni bir grup seviyor, bir grup sevmiyor. Ancak KONYA SARMASI'nı pek sevmeyen görmedim. Ben tüm lokum ve şeker alışverişimi her sene tek bir yerden yapıyorum: OSMANLI LOKUMCUSU. Hem merkezde hem de kaliteli ürünleri aklınızda bulunsun:)

Mevlana Şekeri
Konya Sarması










                                                                            Daha önce de bahsettiğim gibi buraya gelip kilo almamak çok zor 😊O yüzden sizlere lezzette kaybolurken huzurla AFİYET OLSUN demek istiyorum.

23 Nisan 2017 Pazar

Konya Seyahatine Gitmeden Önce

Merhabalar sevgili seyahat tutkunları;

Huzurlu bir seyahat ve misafirperver bir yer arıyorsanız muhakkak Konya'yı ziyaret etmenizi öneririm. Gezini sadece Konya merkez ve birkaç ilçe ile sınırlı kalacak ise yaklaşık olarak 3 gün geziniz için yeterli olacaktır. Hem memleketim olduğu için hem de her sene gittiğimde beni aynı samimiyetle kucakladığı için Konya'nın yeri bende ayrıdır. Üstelik bu seyahatleri son zamanlarda ortağım ve can dostum #renklipsikolog Begüm Kodalak Bilik ile yapıyoruz. O yüzden hem huzur hem de keyif bizimle oluyor. Şimdi sizlere gezilecek yerleri ve yapılacak şeyleri anlatmadan önce birkaç uyarıda bulunmak istiyorum.

1. Konya'ya eğer Şeb-i Aruz zamanı gidecekseniz otellerin neredeyse iki kat pahalı olduğunu ve yer bulmakta zorlanacağınızı bilmenizi isterim. Bu yüzden ya en az 1 sene önceden rezervasyon yaptırmanızı ya da bir tur ile gitmenizi öneririm. Tur konusunda da benim daha önce gittiğim ve gerçekten çok keyif aldığım Ali Canip Olgunlu ile ALİ CANİP OLGUNLU İLE HZ. MEVLANA’NIN AYAK İZLERİ ve ŞEB-İ ARUS ŞENLİKLERİ ni tavsiye edebilirim size. Turu Sacred 7 Travel şirketi organize ediyor. Birçok tur şirketine göre ücretleri size yüksek gelebilir biliyorum. Ancak kalite ve bu şekilde donanımlı bir Derviş ile seyahat etmek başka türlü mümkün olmayacaktır.


2. Konya'ya gitmeden önce yapılacak bir diğer önemli şey ise hava durumunu muhakkak kontrol etmek. Karasal iklim olduğu için gece ve gündüz sıcaklık farkı oldukça fazla. O yüzden gündüz ince bir kıyafetle rahatça gezerken gece kalın bir hırkaya ihtiyacınız olabilir. Bana göre gidilebilecek en iyi mevsim bahar mevsimi ve bahar aylarıdır.

3. Konya'ya gitmeden önce sıkı bir diyete girmek önemli. Çünkü hem yemekleri hem çok lezzetli hem de tatlıları. O yüzden ben kilo almadan dönerim demek çok da gerçekçi olmayacaktır. Bir de halkın arasına karışırsanız muhakkak size her dükkanda çay-kahve ikram edeceklerdir. Daha önce de söylediğim gibi halk misafirperver olmanın yanında yedirmeyi ve içirmeyi de oldukça sever:)

4. Konya'da çok fazla kutsal yer, türbe ve cami gezeceğiniz için bavul / çantanıza ona uygun kıyafet ve başörtü /şal gibi bir şey almanızı öneririm. Bazı türbelerde size veriyorlar ama kullanılmış olanları kullanmayı tercih etmeyeceğinizi düşünerek önermek istedim.
 

5. Konya merkezde pek çok hediyelik eşya dükkanı var ama daha çok el sanatları olan yerlere uğramanızı öneririm. Bazı yerleri size önereceğim ancak hazır olan hediyelikler her yerde varken Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin yaptığı ya da ev hanımlarının yaptığı ürünler çok daha güzel.

6. Konya'da şehir içi ulaşımda tramvay, minibüs ve otobüs kullanabilirsiniz. Ulaşım için bilgileri: http://atus.konya.bel.tr/ sayfasından detaylı bilgi alabilirsiniz.

7. Konya'ya otobüs ya da hava yolu ile varmanız mümkün. Hem THY, hem Pegasus Havayolları ndan rahatlıkla bilet bulmanız mümkün. Daha önce de bahsettiğim gibi bahar dönemi uçak bileti fiyatları çok daha uygun. Şeb-i Aruz zamanı otel fiyatları iki katı olduğu gibi uçak bileti fiyatları da maalesef bu şekilde. Eğer otobüsle geliyorsanız firmalar size gideceğiniz yer / otel konusunda destek olacaktır. Havayolu ile geliyorsanız da hemen çıkışta merkeze kadar giden Havaş ın otobüslerini görmeniz mümkün. Dönüş için lütfen saatleri kontrol etmeyi unutmayın.

8. Konya'da yeme-içme çok pahalı değil. O yüzden esnaf lokantasında iki kişi pide ve ayran ile yaklaşık 27 TL bir hesapla karşılaşabilirsiniz (fiyat 2017 nisan ayı baz alınarak yazıldı). Büyük şehirden gelen biriyseniz bu durum sizi oldukça mutlu edecektir.

9. Konya dümdüz bir şehir olduğu için trafik stresi yaşamayacağınızı söyleyebilirim. O yüzden bir yerden bir yere varmanız 10-30 dk arasında değişiyor. Zaten insanların şehir içinde de yürürken rahat rahat kaygısızca yürüdüğünü gördüğünüzde büyük şehirlerde yaşamanın bizleri ne kadar yıprattığını bir kere daha fark ediyorsunuz.

10.  Bu şehre gelmişken yakında birkaç yer daha görsem derseniz; size Tuz Gölü , Nasreddin Hoca'nın memleketi olan Akşehir, Nevşehir ve Kapadokya'yı gezmenizi öneririm.  Merkezden buralara otobüsler mevcut. Ama yine de kaç km diye sorarsanız aşağıda bilgileri veriyorum.
Araçla gelecekler için büyükşehirler için ortalama KM bilgisi aşağıdadır. Daha detay isterseniz bu bilgileri aldığım; http://www.arasikackm.com/ sitesine göz atabilirsiniz.
ISTANBUL ile KONYA arası 715 km'dir.Harita
SARAYÖNÜ, KONYA ile KORKUTELI, ANTALYA arası 355 km'dir.Harita
ANKARA ile KONYA arası 262 km'dir.Harita
İZMIR MENEMEN ile KONYA arası 580 km'dir.Harita
İZMIR MENEMEN ile KONYA EREĞLI arası 724 km'dir.Harita

BARSELONA'DA GEZİLECEK YERLER

Barselona'ya hem kış hem de yaz döneminde gitmiş biri olarak şehre doyamadığımı söyleyebilirim. Ne zaman başka bir fırsat olsa gidilec...